
Aşk güneşe seyahattir.
Henüz yolun başındayken dönen çoktur bu seyahatten.Kimileri ise gökyüzünü bilmezler. Bazıları uzayda boğulur kalır. Bir kısmı ise yanınca aşka vardığını sanır.
Güneşi keşfederken de yanılır insan. Kimi sıcakla keşfeder, kimi ise ışıkla. Bazıları ise gölgesinde bulur onu.
Aşk güneşe seyahattir.
Aşık ne sıcağı bilir, ne ışığı, ne de gölgeyi. Aşık başını kaldırıp gökyüzüne bakar ve onu görür, tanır, anlar. Sonra güneşe doğru uçmaya başlar, ışığa uçan ipek böcekleri gibi. Diğerleri gibi ısındıkça korkmaz, vazgeçmez, yılmaz. Hareketi sürekli güneşe doğrudur. Yüzünü başka yöne çevirmez, o yüzden boğulmaz. Yükseldikçe Dünya'nın "çekim gücü" azalır ya, aşık daha hızlı yol almaya başlar. Güneşe yaklaştıkça bedeni yanar, ama diğerleri gibi "Ben yandım.", "Ben piştim." demez. Çünkü, seyahati bedenini değil, ruhunu pişirmek içindir. Ruhu pişirmek de ancak vuslat ile olur.
Yol o kadar uzun, güneş o kadar yakıcıdır ki, ancak bedeni yandıktan çok sonra, aşık güneşe varır. İşte bu yüzden, maşuğun cemalini güneşte yanan gözlerle görmek mümkün değildir. Gönül gözü ile görülür maşuk.
Aşk güneşe seyahattir. Güneşe varmaktır.
Sefa Alemdaroğulları 26/10/2010 22:40
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder