Yine hindiye evrimleşmeye çalıştığım bir gecede, aklıma takıldı bu kelime. Ciddiyim; oltaya balık nasıl takılırsa, bu kelime de aklıma öyle takıldı. Yazılması halinde sayfaların yetmeyeceği bir düşünselinden çıkarıp özene bezene buraya kadar taşımak istedim. Yazıyı burda bıraksam, kalkıp gitsem odadan, sanırım tuhaf bir iş yapmış olurum. Ama, ben zaten yeterince tuhafım. O yüzden burda bunu yansıtmama gerek yok.
Gelelim kelimemize: Tuhaf...
Tuhaf kelimesini internetten biraz araştırmadım. Tamamen kendi yorumumla; "açıklanamayan, garipsenen, uzak kalınma tercihi kullandıran hal" olarak nitelendiriyorum bu kelimeyi. Ve insanlar arasındaki tuhaf ilişkilere kafa yoracağım şimdi. Evet, şaşırmayın; kafa yoracağım. Sizin ki yorulmazdı ama benimki abaküs olduğu için yoruluyor haliyle. Erkek dişiye oranla tuhaftır. Dişi de erkeğe nispeten hayli tuhaftır. Ancak, görüyoruz ki, erkek erkekliğini ifade etmediği sürece, ve kız da kızlığını ifade etmediği sürece, birbirlerine gayet yakın duruyorlar ve bundan büyük bir haz alıyorlar. Ki bundan, haklı veya haksız, muzdarip olanlar da hemen damgayı yapıştırıyorlar: "kız kankası, erkek kankası"...
Burada iki yola ayıralım mevzuyu ve soralım ardı ardına:
Bu noktada haksız olma durumu nedir?
Kankalık müessesesinin gereği ve hakikat nurlarından nasibi nedir?
Derine ineceğiz, oksijen tüplerinizi doldurmayı unutmayın.
Öncelikle, ilk soruya kısaca değinelim.
Hemcins dışında yakın arkadaşlıklar kuran bir insana bakış açısında sorun olan yaratık kimdir? Kafası nasıl çalışır?
Bu kişi, aklı pantolonunda olduğu halde dolaşan, insan sevgisinden uzak, hataları "ins-an"daki "an"a değil de, "ins"e bağlayan, psikolojide "fundamental attribution error" denilen hatayı özümsemiş yaratıktır. Bu yaratık, kızlara yollu, erkeklere yılışık gözüyle bakar. Her heteroseksüel kankalığa bir tarafın seksist eğilimi sebep olmuştur onun gözünde. İnançlarla da kendini haklı göstermeye çalışır: "Caiz değil."
Bu kadar yerden yere vurduğumuz bu varlığa insan diyebiliriz. Zira, o da henüz insandır.
İkinci ve çetrefilli soruya gelirsek, hakikatleri kurşun yapıp beynimize tek tek sıkabiliriz. Sadece kalın kafalılar bu kurşunlardan yara(r)lanamazlar.
1. kurşun: Her kadın erkeği ve her erkek kadını arzu eder. Bu sadece şehvani değil, ruhani ve ahlaki, sosyal ve bireysel bir ihtiyaçtır. İnsanın fıtratında varolan bu ihtiyacı bastırmaya çalışırken aşırıya gidilmesi, karşı cinse soğukluk ve sosyal hayattan uzaklaşmanın yanında, biyolojik olmayan bir duygu olarak, hemcinsine seksist eğilim olarak da sonuç doğurabilir. Bu sebeple, denge insanı olan müslüman(ki diğerleri de bundan faydalanabilir), kendini geçici tavırlara şartlandırmamalı, teyakkuzda olmalı, ve aşırıya kaçmamalıdır.
Bu duruma zıt olarak, bu ihtiyacını sosyal hayata yansıtması ise iki türlü incelemeye açıktır: sebepler ve sonuçlar...
Sebepler çerçevesinden baktığımızda, üstte saydığımız sonuçlardan kaçmak istemeleri bir sebep olarak önümüze konabilir. Yani, bir kız asosyal olmamak için erkekleri(erkekler için>kızları) de çevresinde bulundurmayı tercih edebilir. Öte yandan, tamamen kendini tatmin etmek için de karşı cinsi ortamına kabul edebilir.
Sonuçlarına bakarsak, kişisel ve toplumsal düzeyde zararlarını görürüz, kişiler arası düzeyde ise ilişki topluma kapalı olduğu oranda etkisiz olur. Topluma açık olduğu oranda ise, hem kişileri, hem de toplumun ahlakını yıpratır.
Bu noktada bir parantez açmak gerekirse, sebeplere etki eden çok önemli bir faktöre de değinmek gerekir: toplum. Evet, aslında bir paranteze sığamayacak kadar derin bir konudur, ama sebepler dairesinde aleni yeri çok dar olması münasebetiyle bu kadar yer buluyor yazımda.
2. kurşun: İnsan topluma ihtiyaç duyar. Zira, insan yaratılışından itibaren isyan(Nurettin Topçu'nun isyan ahlakı'ndaki manayla) halindedir. Sürekli bir aksiyon içerisindedir. İyi veya kötü, doğru veya yanlış, inandığı şey için hareket eder. Hareketlerindeki ortak mana, tutarlılığını oluşturur. Ancak, insan cahildir. Bu sebeple, sadece kendisiyle değil, çevresiyle de tutarlı olmak ister. Çevreye kapalı insanlar bile çevreleriyle tutarlıdır. Aksiyon hammaddesi olması itibariyle aklın bu tutarlılığı denetlemesini de açıklamaya gerek duymuyorum. Ama, açıkladım sanırım. İşte bu niyet, insanı topluma yöneltir. Toplumdan kaçan insan kendi iç dünyasında bocalayıp durur. Sonunda varacağı nokta, kendini yok etmesidir. bu cismani değil, kişilik bozukluğunun hat safhası olan kişiliksizliktir. Bu insanlar mecnundan farksızdır. Belki de mecnunlar bu insanlardır. Bu noktada şu sözü nakletmek istiyorum:"Veli "ben" demez, deli "ben" diyemez." işin özü bu olsa gerek.
Konumuza dönersek, topluma yönelen birey, ya toplumdan etkilenir, ya da toplumu etkiler. işte hakikat pencereleri bu noktada açılır. Toplum müslümanları, zamane ilişkilerine önem verirler, ve sadece istedikleri, karşı taraftaki kişinin cinsiyetini ifade etmemesidir. Onlara göre sadece sevgili olunmaz karşı cinsle. Ahbap olunur, muhabbet kurulur, gülüşler saçılır. Niçin? Toplumsal olmak için. Buraya kadar yazıyı okuyan birine sorsanız ki, "Neden böyle davranıyorsun?"; alacağınız cevap şudur: "Önce toplumu kabul ediyor görüneyim ki, sonra onları etkileyebileyim." Peki, nerde kaldı delilik? Peygamberin deli denemeyen müslüman olmaz dediği deliler siz değil misiniz? Böyle akıllı davranarak nasıl deli dedirteceksiniz kendinize?
Konu açıldıkça açılıyor, ama biz yine sebatla dönelim. Ne dedik? Hakikat pencereleri... Nasıl açılıyor peki?
Bir örnekle açıklamak, yığınla kelimeyi kullanmaktan kurtaracak bizi. Bir kız düşünelim, erkek arkadaşlar ediniyor kendine. En temiz niyetlisinden bir kız. Erkek arkadaşı da çok temiz niyetli olsun. Bir soru ile derinleşelim: Evlendikleri eşleri böyle bir ilişki içinde olsa, ne kadar güvenebilirler? Hemen, bu noktada hakikate yol vermek için, bir iftirayı gündeme getirmek lazım. Hz. Aişe annemize, Güllerin efendisinin biricik gülüne atılan iftiranın karşısında peygamberin tutumuna bakınız."Ya Aişe! Ya böyle bir şey varsa, ya böyle birşey yoksa!" Hz. peygamberin hanımına güvenme meselesi ise bu, siz ondan daha iffetli bir kadın veya erkek bulabilir misiniz? Ama öyle değil hakikatte. Mesele, şeytanın kuvveti. O şeytan ki, peygamberin işaretini ettiği kabiliyete sahip, siz bu mel'unla nasıl başa çıkabilirsiniz? Diğer bütün örneklere bu örnek yeter de artar bile.
Başka bir hakikate değinmek, konunun elzemliğini, her insanda ne kadar önem arz ettiğini daha güzel ortaya koyar sanırım.
Hakikatimiz, Allah'a imandan yola çıkarak, ona güvenmek ve kendini onun güveniyle güvende ve güvenli kılmaktır. İnsan'ın misyonu mümin müslüman olmaktır. Bunun dışındaki her iltifat nefsedir. Allah'a inanmak ayetine tabi olmaktır. Tefekkür insanı hakikate yaklaştırır, tereddüt ise insanı inkara sürükler. Peki, fark ne? Tefekkür, hikmeti öğrenme gayretidir. Tereddüt ise, hikmeti öğrenmeden iman etmemektir. Tefekkür edince kapılar açılır, bu ilhamdır, Allah'ın lütfudur. Tereddüt ise ifsat tohumları, inkar tohumları eker kalbe. İman eden güven duyar. Zira, sahipsiz değiliz. İşte kilit noktaya geldik. Allah'a güven duyan birisi, neden karşı cinsten kanka edinme ihtiyacı duyar? (Pekçok düşünün. Yazının ikinci kısmını sonra yazacağım. Benim de düşünmeye ihtiyacım var...)
...
Sefa Alemdaroğulları 30/11/2011 06:16
29 Kasım 2011 Salı
20 Kasım 2011 Pazar
Ol ve Öl
"Ne ki , onun deliliği bin akla bedeldir."
(İskender Pala, Mir'at sf:10)
Ol ve öl. Sırası fark etmez. Öl ve ol. Tamamla kendini...
Aşktan kaçan nereye kaçar? Aşkı kaybeden neyi bulur? Aşkı bulan neyi kaybeder?
Aşık, olmak ve ölmek menzilinde koşturan delidir. Delidir, zira aşka akıl ermez. Kalp erer.
Aşık mimlenebilir. Amma velakin, susmak aşkın gereği değil, kerametidir... Susan keramet sahibi olur, konuşan ise velayet...
Gerçek aşıklar, ilk aşkını sevenlermiş. Ya ben sevmeye aşıksam? Ya ben değer vermeye, inanmaya aşıksam? Herkeste aşkın sebebi farklı olabilir. Ama, aşkın tezahür sebebi bir insanda hep aynıdır. Bu sebeple, ilk aşktan kastedilen aslında şudur ki: Aşık aşkın zuhur sebebine sevgi besler, ve bu sebep ortaya çıkınca aşkı beslenir.
İslam aşıklarının yanılgıları şurdadır: Onlar, aşkı güzel ahlakla birleştirirler, ve bununla da kalmaz, güzel ahlakı aşkın bir parçası gibi addederler, ve kötü ahlaklıların aşka uzak olduğunu iddaa ederler. Hakikatte ise, güzel ahlak aşkın rahikasını güzelleştirir. Özünü güzel gösterir. Ama, aşkın özüne ilişmez ahlak. İnsan, Allah'a isyan halindeyken de aşkı hissedebilir.
Mecazi aşkın ve ilahi aşkın, duygular mertebesinde, hakikatı aynıdır. Ancak liyakat mertebesinden bakınca aradaki dağlar kadar fark görünebilir. Başka bir deyişle, aşık maşukunu ilahlaştırabilir. Ancak, hakikatte ilah olan sadece Allah'tır. Bu sebeple, ilahi aşk hakikate varır ve bakileşir. Mecazi aşk ise, inanılan şeyle karşılaşılıp, öyle olmadığı idrak edilince yok olur. Yine bu nedenle, Allah'a aşık olmak için, onu tanımalıyız, idrak etmeliyiz.
(İskender Pala, Mir'at sf:10)
Ol ve öl. Sırası fark etmez. Öl ve ol. Tamamla kendini...
Aşktan kaçan nereye kaçar? Aşkı kaybeden neyi bulur? Aşkı bulan neyi kaybeder?
Aşık, olmak ve ölmek menzilinde koşturan delidir. Delidir, zira aşka akıl ermez. Kalp erer.
Aşık mimlenebilir. Amma velakin, susmak aşkın gereği değil, kerametidir... Susan keramet sahibi olur, konuşan ise velayet...
Gerçek aşıklar, ilk aşkını sevenlermiş. Ya ben sevmeye aşıksam? Ya ben değer vermeye, inanmaya aşıksam? Herkeste aşkın sebebi farklı olabilir. Ama, aşkın tezahür sebebi bir insanda hep aynıdır. Bu sebeple, ilk aşktan kastedilen aslında şudur ki: Aşık aşkın zuhur sebebine sevgi besler, ve bu sebep ortaya çıkınca aşkı beslenir.
İslam aşıklarının yanılgıları şurdadır: Onlar, aşkı güzel ahlakla birleştirirler, ve bununla da kalmaz, güzel ahlakı aşkın bir parçası gibi addederler, ve kötü ahlaklıların aşka uzak olduğunu iddaa ederler. Hakikatte ise, güzel ahlak aşkın rahikasını güzelleştirir. Özünü güzel gösterir. Ama, aşkın özüne ilişmez ahlak. İnsan, Allah'a isyan halindeyken de aşkı hissedebilir.
Mecazi aşkın ve ilahi aşkın, duygular mertebesinde, hakikatı aynıdır. Ancak liyakat mertebesinden bakınca aradaki dağlar kadar fark görünebilir. Başka bir deyişle, aşık maşukunu ilahlaştırabilir. Ancak, hakikatte ilah olan sadece Allah'tır. Bu sebeple, ilahi aşk hakikate varır ve bakileşir. Mecazi aşk ise, inanılan şeyle karşılaşılıp, öyle olmadığı idrak edilince yok olur. Yine bu nedenle, Allah'a aşık olmak için, onu tanımalıyız, idrak etmeliyiz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)