"Ne ki , onun deliliği bin akla bedeldir."
(İskender Pala, Mir'at sf:10)
Ol ve öl. Sırası fark etmez. Öl ve ol. Tamamla kendini...
Aşktan kaçan nereye kaçar? Aşkı kaybeden neyi bulur? Aşkı bulan neyi kaybeder?
Aşık, olmak ve ölmek menzilinde koşturan delidir. Delidir, zira aşka akıl ermez. Kalp erer.
Aşık mimlenebilir. Amma velakin, susmak aşkın gereği değil, kerametidir... Susan keramet sahibi olur, konuşan ise velayet...
Gerçek aşıklar, ilk aşkını sevenlermiş. Ya ben sevmeye aşıksam? Ya ben değer vermeye, inanmaya aşıksam? Herkeste aşkın sebebi farklı olabilir. Ama, aşkın tezahür sebebi bir insanda hep aynıdır. Bu sebeple, ilk aşktan kastedilen aslında şudur ki: Aşık aşkın zuhur sebebine sevgi besler, ve bu sebep ortaya çıkınca aşkı beslenir.
İslam aşıklarının yanılgıları şurdadır: Onlar, aşkı güzel ahlakla birleştirirler, ve bununla da kalmaz, güzel ahlakı aşkın bir parçası gibi addederler, ve kötü ahlaklıların aşka uzak olduğunu iddaa ederler. Hakikatte ise, güzel ahlak aşkın rahikasını güzelleştirir. Özünü güzel gösterir. Ama, aşkın özüne ilişmez ahlak. İnsan, Allah'a isyan halindeyken de aşkı hissedebilir.
Mecazi aşkın ve ilahi aşkın, duygular mertebesinde, hakikatı aynıdır. Ancak liyakat mertebesinden bakınca aradaki dağlar kadar fark görünebilir. Başka bir deyişle, aşık maşukunu ilahlaştırabilir. Ancak, hakikatte ilah olan sadece Allah'tır. Bu sebeple, ilahi aşk hakikate varır ve bakileşir. Mecazi aşk ise, inanılan şeyle karşılaşılıp, öyle olmadığı idrak edilince yok olur. Yine bu nedenle, Allah'a aşık olmak için, onu tanımalıyız, idrak etmeliyiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder